Eğitim sistemi çocuklara matematiği, tarihi, fiziği ve fen bilimlerini öğretmek için titizlikle hazırlanmış müfredatlar sunuyor. Ancak bütün bu öğrenme sürecinin merkezindeki organı, beyni, neredeyse hiç tanımıyoruz. Çocuklar yıllarca sıralarda oturuyor, yüzlerce sınava giriyor, binlerce sayfa bilgiyle karşılaşıyor; fakat mezun olduklarında dikkatlerinin neden dağıldığını, kaygının öğrenmeyi nasıl etkilediğini, uykunun hafızadaki rolünü ya da beynin en verimli nasıl çalıştığını hâlâ bilmiyor.İşte tam da bu eksiklik, son yıllarda giderek daha fazla konuşulan ‘beyin okuryazarlığı’ kavramını öne çıkarıyor. Çünkü insanın kendi zihnini tanıması; dijital, finansal ya da medya okuryazarlığından önce gelen temel bir yaşam becerisi olabilir.Türkiye genelinde 26 temsilciliğiyle büyüyen KidzBrain hareketinin çıkış noktası da bu düşünce. Hareketin öncüsüyle; dikkatin neden çağımızın en kıymetli sermayesine dönüştüğünü, anlık ödül kültürünün haz erteleme becerisini nasıl aşındırdığını, bu gidişatın tersine çevrilip çevrilemeyeceğini ve bir çocuğun kendi beynini tanımaya başladığında hayatında ilk olarak neyin değiştiğini konuştuk. İşte o söyleşi…

