
Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – İstanbul, depremlerin ve çeşitli afetlerin etkisinde binaların çökmesiyle neredeyse her yüzyıl imtihan edilmişti. Padişahlar ve mimarlar, devleti ve şehri yönetirken sağlamlığa ve güce aynı oranda önem veriyordu. Binaları sağlam bir ülke daha güçlü şehirlere sahip olurdu. Hele ki saray, cami ve köprü gibi yapıların sağlamlığı son derece önemliydi. Mimar Sinan 1557’de açıldığı güne kadar Süleymaniye Camii’nin 7 yıl boyunca yalnızca temel inşaatı için uğraşmış, cami açıldıktan sonra da inşası sürmüştü. Kanuni Sultan Süleyman’ın emri üzerine inşa edilen cami, yine Sultan’ın emriyle ‘kıyamete kadar yıkılmayacak’ sağlamlıkta inşa edilecekti. Tabii o dönemde depremler ve yıkıcı afetler bugünden daha az biliniyor, inşaat teknikleri ise matematiksel ve fiziksel anlamda daha az detayla kullanılıyordu. Yani en azından bugün sıklıkla kullanılan hesaplama tekniklerinin o dönem henüz inşa edilmemiş olması bunu düşündürüyordu. Mimar Sinan’ın ise hep gizli bir teknik kullandığına dair söylentiler yayılıyor, onun bir dahi ya da evliya olduğu dilden dile dolaşıyordu. Tabii efsaneler birbiri ardına geliyor en büyük muammalardan birini de Sinan’ın bir caminin temeline sakladığı iddia edilen mektup oluşturuyordu. Mimar Sinan gerçekten de sırrını inşa ettiği camilerden birinin temeline gizlemiş olabilir miydi?
Süleymaniye Camii’ndeki pandantifler
MİMAR SİNAN HESAPLAMA SİSTEMİ KEŞFEDİLMEDEN PANDANTİFLERİ NASIL YAPTI?
Her ne kadar kabuk yapıların ve eğrisel yüzeylerin statik yük hesaplamaları için kullanılan ‘Membran Teorisi’ ilk olarak Fransız mühendis ve matematikçi Gabriel Lamé ile Émile Clapeyron tarafından 19’uncu yüzyılın ortalarında keşfedilmiş olsa da pandantifler Mimar Sinan’ın camilerinde bundan çok önce de vardı. Öyle ki Sinan’a ilham veren Ayasofya’da bile pandantif vardı. Günümüzde Ayasofya Camii’ndeki Serfim Melekleri tasvirlerinin resmedildiği alanlar da kubbeyi ayakta tutmak için olmazsa olmaz pandantiflerin ta kendisiydi. Peki 1500’lerin ortalarında hatta 500’lü yıllarda inşa edilen yapılarda 1800’lerin matematik hesapları nasıl bulunuyordu? Ayasofya inşa edilirken bu hesaplamalar, 1800’lerdeki gibi karmaşık statik denklemlerle değil, Öklid geometrisi ve deneysel ölçülerle (kürenin küple kesiştirilmesi geometrisi) yapılmıştı. Yani o dönem geometri ve haliyle Mimar Sinan, matematikten 300 yıl kadar ilerdeydi.

MEKTUP GERÇEK Mİ? 1990’DA ŞEHZADE CAMİİ’NDE ORTAYA ÇIKTI!
1990’lara gelindiğinde Mimar Sinan’ın efsane eserlerinden biri olan ve kendisinin ‘çıraklık eserim’ diye anlattığı Şehzadebaşı Camii’nden bir dedikodu yükselmek üzereydi. Cami restorasyona girmiş ve hassas çalışmalar adım adım ilerletiliyordu. İşin uzmanları sahada, neyin nasıl yapılması gerektiğini yönetiyordu. Tam da bu anlarda caminin gizli bir noktasından, taşın altından bir kâğıt çıktığı konuşulmaya başlanmıştı. Bu öyle alelade bir kâğıt değildi. Mimar sinan’ın bizzat yazdığı söyleniyordu. Sinan yıllar sonrası için bakım ve restorasyonun nasıl yapılacağına ilişkin cami ile ilgili sırlar yazmıştı. Bu iddialar kulaktan kulağa yayılıyor, Mimar Sinan’ın mektubu merak ediliyordu. Peki ama mektupta tam olarak ne yazıyordu?
Notre-Dame Katedrali’nin tavanında bulunan kireç taşları
Peki Sinan gerçekten kıyamete kadar yıkılmayacak bir camii inşa ederken de ömrü 400 yıllık olan bir taş kullanır mıydı? Mimar Sinan, hem Şehzadebaşı hem de Süleymaniye camilerinin ana duvarlarında, kemerlerinde ve dış cephe kaplamalarında küfeki taşı diğer bir adıyla Bakırköy kireç taşı kullanmıştı. Her şey birbiriyle çelişirken ortada ne bahsi geçen şişe ne de mektuba dair bir kanıt vardı. Bu nedenle her şey uzun yıllarca şehir efsanesi olarak anlatılıp durdu. Hatta zaman içinde başka il ve ilçelerdeki tarihi camiler için de benzer dedikodular ortaya çıkarıldı. Ne olursa olsun tek gerçek vardı: Mimar Sinan asırlara meydan okuyan, zamansız ve dâhiyane yapılara imzasını atmış ve asırlar boyu ilham kaynağı bir şahsiyet olmayı başarmıştı!

