İşteAK Parti Sözcüsü Çelik’in konuşmasından öne çıkanlar: Dün tarihi bir gündü. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge gündemimiz açısından Yüce Meclis, 467 gibi yüksek bir kabul oyuyla PKK-KCK terör örgütünün silah bırakmasının önünü açan, bunun zeminini oluşturan, bunun gerçekleşmesi için çerçeve oluşturan yasal zemini oluşturmuş oldu.

UltrAslan tribün lideri ‘Sebahattin’ Şirin ve oğlunun MASAK raporu ortaya çıktı!

Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın iç cepheyi güçlendirme çağrısından, iç cephenin güçlendirilmesi gerektiğine değinmesinden sonra Sayın Bahçeli’nin gerçekleştirdiği tarihi çağrı, daha sonrasında Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu devlet politikasına dönüştüren iradesi, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusunda Türkiye’nin yepyeni bir stratejik hamle yapması şeklindeki bir tabloyu ortaya çıkardı. Bütün bu geçen süre içerisinde bir sürü iniş çıkış oldu. Zaman zaman aksama ya da yavaşlama denilen dönemler oldu. Ama her seferinde söyledik. Dedik ki Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi, Sayın Bahçeli’nin iradesi, hem olayın Cumhur İttifakı boyutuyla hem de devlet politikası boyutuyla net bir irade ortaya koyuyor. Bazen dedik, bir yılda gidilen yol bir günde gidilir. Bazen haftalarca yerinde sayıyor gibi gözükebilir. Ama burada net bir irademizin olduğunu, net bir yol haritamızın olduğunu çeşitli defalarda belirttik. Daha sonrasında Yüce Meclis’in, Meclis’te kurulan komisyonla devreye girmesi, Meclis boyutunun da hayata geçmesini sağladı.

Meclis Başkanımızın başkanlığında haftalar süren çalışmalarla tüm toplum kesimlerinin katılımı sağlanmış oldu ve günün sonunda Meclis Komisyonunun yayınladığı rapor, meseleyi bütün çerçevesiyle ortaya koyan, terörün ortadan kalkması, Türkiye’nin terör yükünden kurtulması için ilkeleri, prensipleri, yol haritasını ortaya koyan çok anlamlı bir çerçeve oluşturdu. 467 kabul oyu, Cumhuriyet tarihinde, siyasi tarihimiz açısından çok önemli bir hem sayısal hem de siyasal bir niteliğe işaret ediyor. Sadece bunu sayısal bir nitelik olarak göremeyiz. Bunun siyasal anlamı da büyük. Makul bir çerçevede ortaya gelen yasal düzenlemenin Yüce Meclisteki milletvekillerinin çok yüksek bir oranıyla kabul gördüğünün işareti. Her bir milletvekili tabii ki kendi seçim bölgelerinde vatandaşlarımızın duygularını, hissiyatlarını taşıyor. Onların taleplerini Meclise yansıtıyor. Aynı zamanda da farklı toplum kesimlerini temsil ediyor. Dolayısıyla Yüce Meclisin iradesi, hem farklı toplum kesimlerinin sürece pozitif yansımasını göstermesi bakımından hem Meclis içerisinde çok tartışılan bir konuda, 50 yıldır yürütülen terörle mücadele çerçevesinde pek çok etrafında literatür oluşmuş, pek çok yaklaşım oluşmuş bir konuda, esasında gelinen noktadaki yasal çerçevenin makul bulunduğunun, bu çerçevede silah bırakma ve örgütün tasfiyesi sürecinin desteklendiğinin net bir işaretidir.

“NET BİR İRADE ORTAYA KOYULDU”

Sayın Cumhurbaşkanımızın olayı devlet politikası süreciyle talimatlandırması, aynı zamanda partimize net talimatlar vererek sürecin nasıl işlemesi gerektiğine dair net bir yol haritası ortaya koyması, Partimizi de talimatlandırdığı heyetle birlikte yürüttüğümüz, takip ettiğimiz ve sonuçlandırmaya çalıştığımız politikaların ana esasını oluşturdu. Sürecin çeşitli aşamalarında tabii ki doğal olarak bu süreçte krizler olur, inişler çıkışlar olur, tıkanmalar olur. Sayın Bahçeli’nin yaptığı stratejik müdahaleler, meselenin önünün açılması ve meselenin doğru bir rotada ilerleyebilmesi açısından hayati önemli oldu. Biz Parti’de yaptığımız her MYK, MKYK toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız, bu süreç başladığından beri konuşmasının ilk kısmını MYK’larımıza, genel başkan yardımcılarımıza ve MKYK’larımıza yaptığı hitaplarda bu konuya ayırarak Cumhur İttifakı’nın birlik, beraberlik içerisinde hareket etmesi gerektiğini sürekli olarak ifade ettiler. Bu konudaki prensipleri bize hatırlattılar. Böylece üç şeyi net bir şekilde gördük.

Birincisi, net bir irade ortaya koyuldu. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, hem Sayın Bahçeli tarafından. İkincisi, Partimiz açısından bakıldığında ve Cumhur İttifakı açısından bakıldığında, yapılan çalışmalar çerçevesinde net bir yol haritamız vardı. Burada devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde nasıl bir yol yürüneceği görülüyordu. Devlet kurumlarının nasıl çalışmalar yapacağı net bir şekilde önümüzdeydi. Üçüncüsü de net bir hedefe sahiptik. O da Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge dediğimiz, birbirinden ayrılmaz, iç içe girmiş, bütünleşik ve birbiriyle bağlantısı kuvvetli, detaylandırılmış bir hedefin yol haritasıyla tahakkuk ettirilmesi için yapılacak çalışmalar.

“YAPICI ELEŞTİRİLERDE BULUNANLARIN SÖZLERİ DE SON DERECE KIYMETLİ”

Bütün bu süreç içerisinde pek çok tartışma oldu. Burada her zaman şunu söyledik. Biz süreci destekleyenler kadar sürece dönük olarak yapıcı eleştirilerde bulunanların sözleri de son derece kıymetlidir. Çünkü siyaset nihayetinde pek çok fikrin çarpışmasıyla ortak noktalar bulma sanatıdır. İnsanoğlu siyaseti bunun için icat etmiştir. Kavganın, çatışmanın, silahın, savaşın yerine meselelerin konuşarak çözülmesi, akılla çözülmesi, birtakım yöntemler ve çözüm denklemleri üretilerek çözülmesi şeklinde bir kabiliyet olarak siyaset ortaya çıkmıştır, bir yetenek olarak siyaset ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla burada yapıcı eleştirileri de çok dikkatle dinlediğimizi, burada yaptığımız toplantılarda, ki iki yıl içerisinde yani onlarca toplantı yapmışızdır, sabah akşam toplantımız, toplandığımız zamanlar olmuştur. Bütün bu toplantılar içerisinde bu yapıcı eleştirileri de katkılar kadar dikkate aldığımızı ve değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim.

Bütün bunların değerlendirilmesi, hem yol haritamızı şekillendirme açısından hem ilerletme açısından çok büyük katkı sağladı. Dün elde edilen 467 rakamının sayısal niteliğinden çok daha büyük bir siyasal niteliği bu şekilde ortaya çıkmış oldu. Meclis açısından, Meclisin genelinin bu mutabakatı 467 gibi bir oranla sağlamış olması, esasında Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde parlamento zayıfladı, Meclis geriye itildi gibi iddiaların ne kadar boş olduğunu gösterdi. Yüce Meclisin, milletimizin verdiği yetki ve tarihsel birikimiyle bütün bu meselelerin çözümünde üzerine düşen sorumluluğu millet adına ve millet için gerçekleştirme konusunda gerektiğinde görevini yapma bakımından ne kadar yüksek bir kabiliyet ortaya koyabildiği de görüldü.

Bu süre içerisinde bu konuyla ilgili pek çok tartışma yapıldı. En yoğun tartışmalar dün gerçekleşmiş oldu. Fakat şu durumu da ifade etmek gerekir. Bu eleştiriler açısından bunu söylemek isterim. Mesela toplumsal hayata baktığınızda, aslında yapıcı eleştirilerin, ki eleştiri son derece doğal bir haktır ve eleştiriye her zaman ihtiyacımız vardır, eleştiri olmazsa en iyisini, en doğrusunu bulabilme imkânını kaybederiz. O yüzden eleştirileri her zaman hürmetle karşılamak lazım. Ama toplumsal hayatta sivil toplumla buluştuğumuzda ortaya çıkan eleştirilerle Meclisteki eleştiriler arasında bir fark vardı. Toplumda büyük bir çoğunluğu bu eleştirileri yapıcı bir biçimde ortaya koyarken, yani bu hedefe ulaşırken şunlara dikkat edin, şu değerleri dikkate alın, bu yol haritasında şu hususları dikkate alın gibi yaklaşımlar varken, dün maalesef son derece yıkıcı birtakım, sayı az da olsa birtakım yıkıcı eleştirilerle Mecliste bir görünürlük üretmeye çalışanlar oldu.

Vize soruşturmasında yeni detaylar! Yazışmalar ortaya çıktı

“YASADA OLMAYAN ŞEYLERİ VARMIŞ GİBİ GÖSTEREREK ELEŞTİRİ ÜRETMEYE ÇALIŞTILAR”

Net bir şekilde tabii bizim hatiplerimiz şu soruyu sordular. Bu eleştirileri yapanlara sizin öneriniz nedir? Sizin yaklaşımınız nedir? Denildiğinde aslında herhangi bir şeyin ortada olmadığını, ortaya konulamadığını, stratejik bir yaklaşımın olmadığını, siyasi bir yaklaşımın olmadığını, hem Türkiye’deki bu meselenin tarihi açısından hem bölgedeki gelişmeler açısından meseleyi okuma konusunda büyük bir siyasi yetersizlik olduğunu net bir şekilde görmüş olduk. Burada en yanlış olan işlerden bir tanesi, çok az sayıda da olsa Meclisteki bazı eleştirilerin esasında yasada olmayan şeyleri varmış gibi göstererek hayali bir şey üzerinden bir eleştiri üretmeye çalıştığıdır. Şimdi bu çok önemli bir mesele. Çünkü milletin bu kadar önemli bir meselesini çözerken dersine iyi çalışmış olmak, meseleyi derinlemesine kavramış olmak, meselenin hem tarihini hem bugününü hem bölgesel etkilerini biliyor olmak son derece kıymetli bir şeydir. Fakat bazılarının gerçekten bundan yoksun olduğunu ve üstelik de burada hukuki açıdan ve siyasi açıdan herhangi bir şekilde bu yasal çerçevede olmayan şeyleri varmış gibi göstererek hayali bir eleştiride bulunduğunu gördük.

“NET BİR ŞEKİLDE YASA ORTADADIR”

Onun için bunların zaman zaman televizyonlarda da yapıldığını görüyoruz. Net bir şekilde yasa ortadadır. Bunun içerdiği maddeler net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Mecliste tartışılmıştır. Ve günün sonunda Yüce Mecliste 467 milletvekili, tarihi bir sayısal ve siyasal mesaj vererek bu büyük sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu sürecin en kıymetli taraflarından bir tanesi de şu. Çeşitli ülkelerde çatışma çözümleri denilen bir literatür var. Esasında bu literatürün ortaya çıkmasındaki o ülkelerdeki sosyolojik gerçeklikle ya da oradaki toplumsal ilişki ağıyla Türkiye’deki durumun bir ilgisi olmadığını biz uzun zamandır söylüyoruz. Dolayısıyla bu işlerin kes, kopyala, yapıştır şeklinde ezbere birtakım yöntemlerle olmayacağını defalarca ifade ettik.

“TÜRKİYE’NİN ÜÇÜNCÜ BİR GÖZE İHTİYACI YOKTUR”

İşte oradaki ülkelerde etnik olarak, dini olarak, mezhebi olarak birbirinden tamamen ayrışmış, tamamen kopmuş toplum kesimleri arasında ortaya çıkan çatışmalar için üretilmiş bu literatür, üçüncü göz denilen bir mekanizmaya zaman zaman ihtiyaç duymuş. Bu üçüncü göz mekanizmalarında çalışanların bir kısmı, birtakım kurumlar, uluslararası kurumlar ve kişiler bizlere de ulaştılar. Biz bütün bu süreçlerde rol alalım, yardımcı olalım ya da bütün bu süreçlere vaziyet edelim gibisinden. Buna söylediğimiz şey şu oldu. Türkiye’nin üçüncü bir göze ihtiyacı yoktur. Türkiye’de bir tane göz vardır. O da milli bir gözdür. Bu da 86 milyonun ta kendisidir. Türkiye’de bu çatışma çözümleri denilen literatürü oluşturan ülkelerdeki gibi bir sosyal durum da yoktur. Yani bu mesele Türk ile Kürt arasında bir mesele olarak gündeme gelmemiştir.

Bugün bu işlerin en sıcak olduğu zamanlarda, bu işlerle ilgili stresin, toplumsal stresin en yüksek olduğu zamanlarda Türkü, Kürdü, Arabı, Alevisi, Sünnisi bütün kesimlerden vatandaşımız tek bir millet olma şuurunun dışında bir durumla, bir yaklaşımla hareket etmemiştir. Dolayısıyla mezhep temelinde bölünme ya da etnik temelinde ayrışma gibisinden bir yaklaşımla izah edilecek bir mesele değildir. Bugün konuştuğumuz konu PKK-KCK terör örgütünün tasfiyesi ve silahlarını bırakması konusudur. Bununla ilgili olarak uzun zamandır söylenen şey şuydu. Bunun geçmişteki çeşitli denemelerden sonra bir yasal güvenceye ihtiyacı var. Bu yasal güvence ortaya çıktığı zaman silah bırakma süreci ve örgütün tasfiyesi süreci hızlı bir şekilde gerçekleşir. Geçmiş dönemlerde pek çok adım atılmasına rağmen eksik olan buydu. Bu tamamlanırsa örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması konusundaki zemin oluşturulmuş olacak ve yol haritası tamamlanmış olacak diye. Burada söylediğim gibi, herhangi bir üçüncü göz olmadan, gayet şeffaf bir biçimde, 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde örgütün tasfiyesi ve silah bırakması için bu yasal çerçeve oluşmuştur.

“EMPERYALİST PROJELER ENGELLENECEK”

Türkiye, çeşitli emperyalist projelerin, çeşitli perde arkasındaki çevrelerin, vekâlet savaşları yoluyla terör örgütlerini kullanarak bölgemizi şekillendirmeye çalıştığını, ülkemize istikamet vermeye çalıştığını, ülkemizde kaos ortamı oluşturmaya çalıştığını yıllar içerisinde defalarca gördü. Şimdi yakın zamanda da biliyorsunuz, şöyle bir şey konuşuluyordu. Şimdiki Orta Doğu düzeninin çerçevesini oluşturan Sykes-Picot rejiminin değişmesinden, değiştirilmesi gerektiğinden, bunun aksayan taraflarından bahsediliyordu. Tabii daha sonra görüldü ki Batı’da Sykes-Picot rejiminin değiştirilmesinden bahsedenlerin amacı, daha organik, daha insani, bölge halklarının güvenliğine, müreffeh geleceğine, daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına hizmet edecek bir yaklaşım değil. Burada yine bölgeyi, etnik ve mezhebi temelde, yakın bölgemizi, ülkemize yakın bölgeyi etnik ve mezhebi temelde mikro birtakım parçacıklara bölmek, daha çok kaos çıkarmak, kendi çıkarlarını garanti altına almak için bölgede birtakım terör devletçikleri oluşturmak şeklinde birtakım yaklaşımların olduğunu net bir şekilde gördük. Emperyalizmin ve Siyonizmin bu tip projeleri olduğu, aslında birtakım gelişmelerin arkadaki bu emperyalist ve Siyonist siyasi projelerin neticesi olarak ortaya çıktığını görmek için çok derin bir bakış açısına gerek yok. Bunlar iyice görünür hâle geldi. Onun için Türkiye’nin, dünyadaki diğer süreçlerden farklı olarak herhangi bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, yegâne göz, milli göz olarak 86 milyon vatandaşımızın gözünün önünde her şeyin şeffaf bir biçimde yapıldığı bir süreç yürütmesi son derece kıymetlidir.

“SÜREÇ TAMAMLANIRSA, BU BÖLGE ÜLKELERİ İÇİN DE BİR YÖNTEM VE ADRES OLACAKTIR”

Bu tabii esas olarak bir yöntem olarak Türkiye modelidir. Bundan sonrasında terör örgütü tasfiye olur ve silahlarını bırakırsa, bu süreç tamamlanırsa, bu bölge ülkeleri için de bir yöntem olarak bir adres olacaktır. Böylece bölgemizde Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Alevi’yi, Sünni’yi, Şii’yi, Nusayri’yi, Dürzi’yi, Ezidi’yi, Keldani’yi birbirine düşürmek isteyen emperyalist ve Siyonist projelerin herhangi bir şekilde amacına ulaşması engellenmiş olacaktır. Onun için buraya kadar gelinen tartışmaların, buraya kadar kullanılan yöntemin, Türkiye’nin bu meseleyi yürütme biçiminin, Türkiye’de devletin ve siyasetin ortaya koyduğu bu yaklaşımın, Yüce Meclisin ortaya koyduğu bu yaklaşımın başlı başına kıymetli olduğunu görmek lazım.

Bakın, etrafımızda bu tartışmalar yapılırken emperyalist ve Siyonist birtakım odakların net bir şekilde bölgeyi etnik temelde, dini temelde daha çok birbirine düşürmeye çalışan, hatta aynı etnik grup, aynı dini gruplar içerisinde çatışma çıkarıp kendilerine birtakım çıkar hatları oluşturmaya çalışan yaklaşımlarını net bir şekilde görüyoruz. Bunun defalarca bozulmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin pek çok etkisi oldu. Ülkemize karşı zaman zaman yanlış işler yapmış olanların bile halklarının başına böyle kötülükler gelmesin diye, böyle şeylerle karşılaştıklarında Sayın Cumhurbaşkanımız, bölgedeki kardeşlik siyasetinin gereği olarak, bölge barışının korunması amacıyla pek çok fitneyi engellemek üzere doğrudan devreye girmiştir ve bunlar engellenmiştir. En son bunu nerede gördük arkadaşlar? Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a haksız, hukuksuz ve hakkaniyetsiz saldırısı sonrasında hem Irak’taki hem İran’daki Kürt kardeşlerimizi İran’a karşı ayaklandırmaya çalışan bir Siyonist faaliyet herkesin gözü önünde gerçekleşti. Orada ise bütün bölgeye Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği mesaj, herhangi bir şekilde bu savaşları daha da büyütecek, halklara daha çok acı çektirecek hiçbir işe kimsenin girişmemesi gerektiği şeklindeydi. Bunun detayları uzundur. Bunun detayları başlı başına bir tarihtir. Ve burada Cumhurbaşkanımızın bölge barışını bir kardeşlik siyaseti üzerinden tahkim etme ve bunu koruma konusunda, bu fitneleri bertaraf etme konusundaki iradesi başlı başına bir literatür oluşturur.