İşte Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları:Eksim Holding’in kırkıncı yılı vesilesiyle açılışını yaptığımız kitap, vefa, cilt sanatı ve restorasyon sergisinin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Eksim Holding’e kırk sene boyunca Türkiye ekonomisine yaptıkları eşsiz katkılar için ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sizlerle birlikte holding çalışanlarının kırkıncı kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyor, başarılarla dolu daha nice seneler diliyorum.

Bu vesileyle hatıralarını her zaman özlemle yad ettiğim kıymetli dostlarım Abdullah ve Fahrettin Tivnikli’ye bugün bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Merhum Abdullah ve Fahrettin Tivnikli, mütekâmil birer ticaret erbabı olmalarının yanı sıra kazandıklarını millet için, ülke için, mazlum ve mağdurlar için seferber eden vakıf insanlarıydı. İslam coğrafyasındaki meselelerle yakından ilgilenen, okuyan, yazan, ilim ve kitapla bağlarını hiçbir zaman koparmayan iki ilim aşığıydı. Rabbim her ikisinin de ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin diyorum.Ebubekir Bey, hem İSAR Vakfı’nın hem de bu sene 40. yılını kutlayan Eksim Holding’in kurucu değerlerinden kısaca bahsetti. Merhum Abdullah ve Fahrettin Tivnikli’nin büyük önem verdiği millete karşı sorumluluk bilincinin yaşatılıyor olması her türlü takdire şayandır. Burada şunu vurgulamak durumundayım. Onların mirasına ve emanetine, işte bugün burada olduğu gibi layıkıyla sahip çıkıldığını görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Abdullah Tivnikli’nin İSAR Vakfımızın eğitim ve yayıncılık başlığı olmak üzere farklı alanlarda başarıyla yürüttüğü, fikir ve gönül dünyamızı zenginleştiren çalışmalarını da çok kıymetli buluyorum.Sergide yer alan eserleri büyük bir titizlikle ihya eden tüm mücellitlerimize emekleri için şükranlarımı sunuyor, ellerine, gönüllerine sağlık diliyorum.

“MAZİSİ OLMAYANIN ATİSİ OLMAZ”

Kıymetli dostlar, hepimiz biliyoruz ki mazisi olmayanın atisi de olamaz. Geçmişine bigâne olanın, geçmişiyle bağı kopanın, hele hele geçmişini inkâr edenin inşa edebileceği bir istikbal asla yoktur. Bizler millet olarak gerçekten büyük bir medeniyetin, köklü bir tarihin, zengin bir kültürel mirasın sahipleriyiz. Tarihimizin, medeniyetimizin, kültürümüzün arkasında bir kısmı burada sergilenen eserlerden neşet eden eşsiz bir bilgi birikimi yatıyor.

“MEDENİYETLER GİBİ MİLLETLER DE, İNSANLAR DA KÖKLERİYLE YAŞAR”

Bizi asırlardır ayakta tutan bu güçlü birikim, kitapla, kütüphaneyle birlikte asıl anlamını kazanıyor. Malumunuz, medeniyetimizi tarif ederken genellikle çınar örneği verilir. Tıpkı medeniyetler gibi milletler de, insanlar da kökleriyle yaşar. Kökleriyle ayakta kalır. Hayata ve tarihe kökleriyle tutunur. İşte bizi millet ve birey olarak köklerimize bağlayan en güçlü damar, ilim, fikir ve gönül erbabımızın imbiğinden süzülen kitaplarımızdır. Bir dönem milletimizin kökleriyle bağını kesmek isteyenlerin kitaplarımızı ve kütüphanelerimizi hedef alması boşuna değildir.

“28 ŞUBAT’TA KİTAPLAR HEDEF OLDU”

Bu ülke, kâğıt hamuru yapılmak amacıyla en kıymetli belgelerinin okkası üç kuruşa, hurdaniyetine yabancılara satıldığı günler görmüştür. En utanç verici kitap katliamları, millî iradenin ve demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerinde yaşanmıştır. En son 28 Şubat döneminde, 500’ü Sultan II. Abdülhamid Han’ın şahsi kitaplığına ait 4 bin 500 eser, devrin vesayetçi yöneticileri tarafından İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nden çöpe atılmıştır.

Bugün maalesef bazı alanlarda etkisini hissettiğimiz kültürel çölleşmenin arka planında, bir dönem yapılan işte bu yanlışların büyük payı vardır. İSAR Vakfımızın tarihimize, kültürümüze, medeniyet müktesebatımıza ve bizi köklerimize bağlayan eserlere sahip çıkmasını bu bakımdan ayrıca önemli görüyorum. Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Bakınız, bizler cilt sanatında müstesna eserler vücuda getirmiş, dünyaca ünlü mücellitler yetiştirmiş bir milletiz. Merhum Samiha Ayverdi, milletçe tevarüs ettiğimiz cilt sanatımızı ve sanatkârlarımızı şöyle anlatıyor. Bir Orta Asya sanatı olarak dünyaya gözlerini açan ciltçilik, Avrupa’ya da ışık saçarak yoluna devam ederken Selçuklu ve Osmanlı asırlarını kaplamıştır. Cilt ve cildi süsleyen tezhip, adeta sanatkârın iç âleminin kâğıda ve deriye akseden şekilleri, renkleriydi. Bunlar resim ve şekil değil de sanki sanatkârın kendi sözü, kendi sesi, kendi meramı ve yüreğinin şekil bulmuş ifadesiydi. Müslüman Şark’ta kitap üstüne emek, bir nevi kutsiyet de taşıdığından, cilt üstüne eğilen sanatkârın başı eserini vecd ile işler, onu bir nevi ibadet zevki içinde bezemeye, süslemeye doyamazdı. Evet, cilt sanatı ve mücellitlik bizde işte bu kadar değerli, bu kadar önemlidir. Vakfımız bünyesinde kurduğunuz mücellithanede binden fazla eseri restore etmek suretiyle yeniden hayata döndürdüğünüz için sizleri ayrıca tebrik ediyorum. Aynı şekilde sizleri, unutulmaya yüz tutan cilt sanatımızı ihya etmeye dönük çabalarınız için de yürekten kutluyorum. Bu düşüncelerle Eksim Holding’in 40. yılıyla birlikte Kitap’a Vefa, Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi’nin bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Programda emeği geçen tüm kardeşlerimi yürekten kutluyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.