
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan’da Husilerle yaşanan çatışmalarda Mekke İttifakı olarak askeri ihtiyaçlara yanıt verilebileceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündemdeki konulara ilişkin NTV yayınında Burak Özcan ile Burcu Kaya’nın sorularını yanıtladı.
Bakan Fidan, Netanyahu’nun artan saldırganlığı ve Türkiye karşıtı söylemleriyle ilgili, İsrail’in sadece bölge için değil, tüm dünya için tehdit oluşturduğunu söyledi. Bakan Fidan, “Türkiye’nin bu türden provokasyonlara ucuz kışkırtmalara gelecek devlet değil.” dedi.
MEKKE İTTİFAKI DEVREYE GİRER Mİ?
Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından Mekke İttifakı’nın devreye girip girmeyeceği sorusuna Bakan Fidan, “Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu görüyoruz. Bizim anlaşmamızda da müttefiklik anlaşması var, sözümüzün eriyiz. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz. Mekke İttifakı olarak yakından takip ediyoruz. Askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir, Bunu da karşılama yönünde sıkıntımız olmaz.” yanıtını verdi.
SURİYE ZİYARETİ
-Suriye ziyaretinizin gündemi neydi? Şara ile hangi konuları ele aldınız? Türkçe’nin seçmeli dil olarak müfredatta kalması ziyaretin somut bir sonucu olarak açıklandı. Başka hangi konular masadaydı?
“Suriye’de görüşmemiz gereken çok sayıda başlık var. Düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekiyor. Dışişleri Bakanları olarak bizlerin iki devlet arasında yürüyen çok sayıdaki projeyi yakından takip etmemiz ve sürekli bir araya gelmemiz gerekiyor. Suriye ile 911 kilometrelik sınırımız var. Oradaki istikrar, barış, huzur kalkınma bizim için de önemli. Cumhurbaşkanımızın mesajları vardı onları ilettim sayın Şara’ya. Bölgesel istikrar, riskler, entegrasyon süreci ve terörle mücadele dahil birçok konuyu konuştuk.”
SDG’NİN SURİYE’DE ENTEGRASYONU
-Şam ziyaretinizle ilgili olarak Suriye’de entegrasyon konusunda da görüşlerinizi almak isteriz. Bu konudaki gözleminiz nedir?
“Şu anda yapılan beyanatlar, tavırların ortaya koyduğu niyetler, fevkalade önemli. Aslında kontrollü bir şekilde sürecin ilerletilmesine yönelik bir arzu görüyoruz taraflarda. Açıkçası bunu olumlu karşılıyoruz ve destekliyoruz. Suriyeli kardeşlerimizle yakından konuşuyoruz. Oradaki güvenlik, istihbarat kurumlarıyla süreç nasıl gidiyor, iyi mi, riskler var mı? Riskler nasıl yönetiliyor? Bunlar hem bizim hem diğer kurumlarımızın yakından takip ettiği hususlar. Şu anda ortaya konan beyanatlar iyi. Bunun gerisinde pratik adımların da atılması gerekiyor. Onu da yakından takip ediyoruz.”
NETANYAHU NE YAPMAK İSTİYOR?
-Netanyahu seçimler öncesi bölgedeki saldırganlığını ve Türkiye karşıtı söylemini iyice artırdı. Netanyahu’nun amacı ne?
“Netanyahu içerideki siyasi pozisyonunu güçlendirmek için kendisini vazgeçilmez göstermek için arayışlar peşinde. Türkiye düşmanlığı da bunun bir ürünü. Bunu hafife alıyor değiliz. Burada ortaya konan sözler, tavırlar, yakından takip ettiğimiz hususlar, bölge ülkeleriyle olan özellikle askeri işbirliklerini yakından takip ediyoruz. Burada umulur ki, İsrail hem kendisinin hem bölgenin çıkarına olacak barışa dayalı, saygıya dayalı, işbirliğine dayalı bir dış politikayı benimser. Aksi takdirde, gerçekten sadece giderek yalnızlaşmakla kalmayacak, bunun bedelini bölgeyle beraber kendisi de ödeyecek. Böyle bir sürecin içerisindeyiz. Biz bunu çok net görüyoruz, bütün detayların farkındayız. Suriye’yi Lübnan ve Filistin’den sonra kendisine bir vazgeçilmezlik alanı yapmak için gayret etmesini de görüyoruz. Orada bir sorun çıkartıp o sorunu da akut ve kalıcı hale çevirip kendi toplumuna ‘işte burada ağır bir sorun var, ben olmazsam bu sorun çözülemez’ gibi bir mesajı verme niyetinde olduğunu da açıktan görüyoruz. Türkiye bu türden provokasyonlara ucuz kışkırtmalara gelecek devlet değil. Bölgede ortaklarımız var bizim. İsrail bölgeye değil sadece dünyaya tehdit. Bu böyle olduğu sürece ben gereken cevabın verileceğini düşüyorum. Giderek bu aslında İsrail’in klasik dostlarında da, kendine İsrail’e borçlu hisseden ülkelerde de taban bulmaya başladığını görüyoruz, bu düşüncelerin, duruşun ve stratejinin. Bu da çok önemli bir gelişme. İlerleyen vadede sürecin mazlum Filistinlilerin lehine olacağına inanıyoruz.”
KÖRFEZ’DE BABÜLMENDEP GERİLİMİ
-Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki çatışmalar Husi güçlerinin Babülmendep Boğazı’nı neredeyse kontrol altına aldığı bir safhaya girdi. Gerginliğin sonlandırılmasına yönelik bir girişim söz konusu mu?
“Girişim çok ama bunların muhatapları tarafından kabul görmesi gerekiyor. Amerika-İran görüşmelerinde, son birkaç aydır bir tıkanma var. Bu tıkanmanın tezahürü olarak sadece birbirlerine saldırıyı değil, Babulmendeb Boğazı ayağının da artık Yemen tarafından açıldığını görüyoruz. Suudi Arabistan’a doğru giderek bir yaygınlaştırma ameliyası içerisinde olduğunu görüyoruz tarafların. Şimdi giderek daha karmaşık bir hale geliyor. Bütün ağırlığımızı aslında Amerika-İran arasındaki yürüyen müzakerelerin bir sonuca varmasına veriyoruz ama taraflar arasında büyük bir güvensizlik var. Pakistan’da bir anlayış birliğine varmışlardı fakat daha sonraki uygulamada ortaya aksaklıklar çıktı. Şimdi her iki tarafta işleyen süreci kendi lehine farklı bir şekilde yorumlamaya başladı. Yeni teklifler var umarım kabul ederler. Yoksa kriz belli yere kadar tolere edildi ama ekonomik yansımaları artık tolere edilebilir seviyeyi geçmeye başladı.”
MEKKE İTTİFAKI GENİŞLEYECEK Mİ?
-Tabii Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından Mekke ittifakı da gündeme geldi. Mekke İttifakı ne aşamada? Kurumsallaşma çalışmaları nasıl gidiyor? İttifak genişleyecek mi?
“Çok güçlü bir irade var, hızla ilerliyoruz. Şu anda kurumsallaşmaya yönelik atılan adımlar var. Özellikle anlaşmada ismi geçen sekretaryanın kurulması ve buna bağlı bir askeri karargahın hayata geçmesi konularındaki çalışmalar hemen hemen bitmiş durumda. Bir anlayış birliğine ulaşmış durumdayız. Artık bundan sonra personel gönderip karargahın işlemesi aşaması kaldı. Ben o konudaki süreçten memnunum. İttifakımız bölge ülkelerine açık bir ittifak. Böyle bir prensip kararımız var çünkü Cumhurbaşkanımız da baştan itibaren söyledi. Burası büyümeyecekse zaten bir ittifak alanı olmaz. Biz bir kamplaşma yapmış oluruz. Bizim bölgesel vizyonumuz bölge ülkelerinin mümkün olan çok sayıda ülkenin bir araya gelip, bir ortak savunma alanı kurması bu savunma alanı aslında dışarıya karşı değil, kendi içerisindeki sorun alanlarını bölgesel sahiplenme anlayışıyla daha iyi çözüm. Şu ana kadar ortaya koymadıkları güven ortamını ortaya koyarak yeni krizlerin doğmasını engellemek. Bütün bunların çıkış noktası esas itibariyle bölgesel sorunlara bölgesel çözüm getirme arayışı.”
– Suudi Arabistan’dan bir destek talebi geldi mi? Mekke İttifakı’nın Suudi Arabistan’ın yanında Husilere karşı bir askeri angajmana girmesi ihtimali var mı?
“Gelinen noktada Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu görüyoruz. Bizim anlaşmamıza baktığımız zaman ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Cumhurbaşkanımız da sözünün eri olan bir lider. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz. Özellikle durum analizlerini değerlendiriyoruz. Dışişleri Bakanlığı olarak özellikle Mekke’ye yönelik petrol altyapısına saldırıları kınıyoruz. Geldiğimiz noktada Mekke İttifakı üyeleri olarak biz durumu yakından takip ediyoruz. Birtakım görüşmelerimiz var kamuoyuna yansımayan. Bu noktada askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir. Bunu da karşılama yönünde de bir sıkıntımız olmaz.”
-İsrail ve İran kaynaklı bazı yorumlarda, Mekke İttifakı’nın kağıt üzerinde kaldığı iddiaları yer aldı. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Söylediğiniz ülkelere baktığımız zaman İsrail, Hindistan, Yunanistan aslında Mekke İttifakı’nın ne kadar fazla ses getirici, önemli bir hamle olduğunu da anlamış oluyoruz. Bu türden itibarsızlaştırma operasyonları, basın eliyle, dezenformasyon yöntemleriyle aslında bunun bir yansıması. Buna biz gülüp geçiyoruz, bu aslı astarı olmayan bir şey. Biz 1952’den beri NATO’nun üyesiyiz. NATO daha önce de ifade ettim, belki tarihinde iki defa beşinci maddeyi işletti. Bunun dışında da bir görev alanı olmadı. Hiç kimse NATO’ya da kağıttan kaplan, kağıttan bir şey demedi. Daha 3 ay önce imzalanan bir anlaşmanın bu kadar hızlı adım atıyor olmasına rağmen bu şekilde nitelendirilmesi, bir şeyi başlamadan bitirmeye yönelik. Aslında burada gördüğü tehdit algısını dolaylı olarak yansıtan bir yaklaşım bu söylediğiniz şeyler. Bunları görüyoruz, bakıyoruz, gerçekten ama ciddiye alınacak şeyler değil. Göreceksiniz, Mekke İttifakı, çok oyun değiştirici bir platform olacak.”
-Gazze ve Batı Şeria’da son durum nedir?
“Birinci aşamadan ikinci aşamaya geçilemiyor. Hamas tarafı bir noktada üzerine düşenleri zorlu da olsa yaptı. İsrail yapmadı ve yeni talepler getiriyor. Bu ay bu anlaşmanın hayata geçirilmesinin üzerinden bir ay geçmiş olacak. Buradaki kilitlenmenin aşılması gerekiyor ama İsrail’in tıkayıcı rolü devam ediyor. İnsani yardım konusunda istenilen hızda adım atıldığını görmüyoruz. Barınma konularının hayat geçmesi gerekiyor. İsrail bazı barınma malzemelerinin ve prefabrik yapıların içeri girmesine izin vermiyor.”
-Son dönemde Karadeniz’de yine karşılıklı saldırılar var. Siz, Türkiye’nin taraflara bazı öneriler sunduğunu açıklamıştınız. Savaş sona ermese böyle bir anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi ihtimali var mı?
“Kalıcı sonuç üretmesi an itibariyle biraz zor gözüküyor. Savaşı yok ediciliğini bütün tarafların yeter miktar tanıyıp artık sönümlenen bir savaşa mı gideceğiz, yoksa makul yerde buluşup daha fazla birbirimizi yok etmeyelim mi diyeceğiz. İki tarafa da bir teklif gönderdik, cevap bekliyoruz. Tarladan toplanan tahıl eğer dünya marketlerine gitmezse, yine gıda güvenliği açısından birçok ülkede sıkıntının olacağını görüyoruz. Son birkaç yıldır aslında biz bir anlaşma yaptık, o anlaşma daha sonra bozuldu ama anlaşma bozulmasına rağmen defakto işleyen bir sistem de vardı, dokunmuyorlardı. Ama şimdi birbirlerine çok dokunuyorlar. Özellikle limanları vuruyorlar, bütün deniz hareketliliğini vuruyorlar. Şimdi biz her iki tarafa da bu konuda bir teklif gönderdik. Ona ilişkin çalışmalarımız var, cevapları bekliyoruz. Taraflardan da buna yönelik cevaplar geldi. Bir noktaya götürmeye çalışıyoruz bunu açıkçası. Burada da tarafların önceki anlaşmanın uygulamasından aldığı derslerden hareketle uyumlaştırılması zor.”
TÜRKİYE’NİN ARABULUCULUK FAALİYETLERİ
“Bazı ikiden fazla tarafın işin içinde olduğu savaşlar var. Diyelim ki Rusya-Ukrayna savaşı. Rusya var, Ukrayna var, bir tarafında Amerika var, başlangıcında oradaydı, Avrupa ülkeleri var, herkes var. İran-Amerika savaşı, bir tarafında İsrail var, Körfez var, diğer ülkeler var, birçok şey var. Bizim en fazla yaptığımız konu, biz çok yakından takip ettiğimiz için arabuluculuk meselelerini, sadece kendi ara buluculuk yaptığımız konular değil, bölgemizde devam eden krizlere de ilişkin arabuluculara da çok iyi şeyler veriyoruz. Bazen moral veriyoruz, bazen diyoruz ki ‘şu açıdan bak, burası eksik kalmış’. Yani o da önemli. Çünkü herkesin perspektife ihtiyacı var. Karmaşık problemler, kimsenin tek başına kendi aklıyla çözebileceği konular değil, kendi psikolojisiyle altından kalkacağı şeyler değil. Mümkün olduğunca aklın, bu türden konulara memur edilmesi gerekiyor. Bir de benim gördüğüm, bu arabuluculuk konularında kredi aramaktan ziyade gerçekten sonuca odaklanan ülkeler, ara bulucular daha etkili oluyorlar, daha kabul edilebilir hale geliyorlar. Yani siz yaptığınız işin reklamını yaparsanız bir sonraki konuda sizi insanlar görmek istemiyorlar açıkçası. Bir de öyle bir husus var. Dolayısıyla biraz bunu hayır işi gibi görüp gizli götürmek gerek.”
-Son dönemde Yunanistan tarafından Ege sorunları bağlamımda yapılan bazı açıklamalar var, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Yunanistan’da iç siyasette bir Türkiye faktörü var. Kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorsa açacağı kart Türkiye kartı. Bizim daha büyük, daha küresel sorunlarımız var ama Yunanistan siyasetinin bir tane konusu var. Mevcut hükümetle bir anlayış birliğine ulaştık. Bu iktidarlar olduğu sürece sorunu çözmek için ellerinden geleni yapacaklar birbirlerine karşı sürpriz olmayacak dendi. Muhalefetin de vurduğu yer burası oluyor orada hükümeti. Orada da bir seçim atmosferi var ve bu dil biraz daha kullanılacak. Ama biz resmiyette olana bakıyoruz. Bir defa Ege’deki sorunlar, kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar bizim durduğumuz yer belli. Biz gerilim çıkarılmasından taraf değiliz. Gayri askeri statüye sahip adaların silahlandırılmasını asla kabul etmiyoruz. Bununla ilgili çok ince, çok ısrarlı girişimlerimiz var. Silahlı kuvvetlerimiz ve sahil güvenlik ekiplerimiz hassas durumdalar. Umarız kimse orada çılgınca bir hareket yapmaz. Cumhurbaşkanımız her gelen hükümetle konuşarak bu meseleleri çözmek istediğini gösteriyor. Maceracı adımlara gitme niyeti olursa bu devletin ciddiyeti, gücü herkes tarafından biliniyor.
ERDOĞAN-TRUMP GÖRÜŞMESİ
“Biliyorsunuz, CAATSA yaptırımları bizim için özellikle Savunma Sanayii Başkanlığımız için bir ayak bağı. Bunu kaldırmaya uğraşıyoruz. Bunun başlamasına sebep olan bu S-400 meselesinin çözüm yolunda da birtakım yaratıcı fikirler var. Bunu karşılıklı iyi niyetle hayata geçirmeye çalışıyoruz, birtakım çözüm yollarını. İnşallah o konuda olumlu adımlar atacağız diye umut ediyorum.”
ERDOĞAN’IN BM’DE YAPACAĞI KONUŞMA
-Birleşmiş Milletler 81. genel kurul toplantısı New York’ta başlıyor. Türkiye’nin gündemi nedir? Bu bağlamda sayın Cumhurbaşkanı’nın genel kurula hitabına dair bazı ipuçları vermeniz mümkün müdür?
“Cumhurbaşkanımızın verdiği mesajlar çok yakından takip ediliyor. Her zaman üç dört konuşmacıdan biri oluyor. Türkiye’nin bulunduğu yerden dünya sorunlarına getirdiği çözüm önerileri neler buna yönelik vizyonel bir konuşması olacak. İnsanlık değerleri temelinde çözümüne ilişkin bir vurgu. Yapay zeka konusunda da insanlığın ilk defa gelecek riskleri önceden bu kadar görüp ortak adım atması gerekeceği bir durumdayız. Buna yönelik bir mesajı da olacak sayın Cumhurbaşkanımızın”
-Diyarbakır’a bir ziyaretiniz oldu geçtiğimiz günlerde. Çok yoğun bir ilgi vardı. Halkla temas ettiniz, süreç ile birlikte düşündüğümüzde bu ziyareti, nasıl bir hava gördünüz kentte?
“Terörsüz Türkiye’nin orada inanılmaz derece yankı bulduğunu gördüm. Çok değişik sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelme imkanım oldu. Karşılıklı görüş alışverişlerimiz oldu. En büyük siyasi devrim de kimlik inkarının kaldırılması. İnsan Kürt, Alevi, Sünni, Arap olduğu için değil, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için bu toprakların saygın bir bireyi, ferdi olduğu için azizdir, muteberdir ve anayasal koruma altındadır. Bunu biz mümkün kıldık.
Terörsüz Türkiye sürecinin ilerletilmesi, Cumhur İttifakı’nın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın (Devlet) Bahçeli’nin ortaya koyduğu bu irade ve tavrın da bunun için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buna verilen cevabın da kıymetli olduğunu düşünüyorum karşı taraftan. İnşallah bunun Türkiye’nin sadece geleceği için değil, bölgenin de geleceği için sınırlarımızın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin de bölgesel huzur, barış için önemli olduğunu düşünüyorum, Suriye’de ve Irak’ta yaşayan Kürtler için. Biliyorsunuz Türkiye’nin ürettiği istikrar, sadece kendisini beslemiyor, bölgedeki ülkeleri de besliyor. Bu noktada ben orada da söyledim. Sadece Türkiye’deki Kürt kardeşlerimiz değil, sınırın ötesindeki Kürtler de Türkiye’nin ürettiği istikrardan ve refahtan payını alacaklar.”
SİLAH BIRAKMA SÜRECİ
“Gönül ister ki tabii daha hızlı olsun her şey. Mesela örgüt Mayıs 2025’te kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini deklare etmiş. Geldiğimiz nokta şimdi Eylül 2026’dayız. Bir yıldan fazla bir zaman geçmiş. Silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların atılması şu ana kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra gerçekleşmesi için işte birtakım mekanizmaların hayata geçmesi, onun için zaman faktörünün önemli olduğunu düşünüyorum. Daha hızlı olabilir ama dediğim gibi dikkatli olmak gerekiyor. Şu anda ortaya konmuş birtakım beyanlar, iradeler var ama pratikte tehdidin kendisini lağvetmesi, tehdit olmaktan çıkartması önemli. Bunu da çok yakından takip etmek gerekiyor.”
-Terörsüz Türkiye sürecinde de Kuzey Irak’ta bir silah bırakma süreci olacak. Bu alandaki çalışmalar ne durumda? Burada nasıl bir mekanizma işliyor? Silah bırakma ile ilgili bir gecikme var mı?
Burada artık ne Suriye’de ne Irak’ta o ülkenin silahlı unsurları dışında herhangi bir silahlı unsurun barınmasına izin verecek ne siyasal ortam var, ne işgal ortamı var, ne artık anlayış var. Her iki ülkenin iktidarı da bu konuda kararlı, hem Bağdat hem Şam, kendi ülkelerinde kendi silahlı kuvvetleri dışında silahlı grupların, örgütlerin olmaması konusunda.
Bir insanın Türkiye’de bir derdi varsa yapacağı tek bir iş, gelecek burada açıktan siyaset yapacak, kendi derdini halka götürecek, halktan destek alacak, zorlanacak, düşecek, kalkacak ama o siyaseti yapacak. Ve Cumhurbaşkanımız öyle yaptı, diğerleri öyle yaptı. ‘Yok ben kafama yatmadı, ben gidip silah alayım.’ O zaman devleti karşınızda bulursunuz. Dolayısıyla ne Suriye ne Irak artık kendi için topraklarının PKK veya bir başka örgüt tarafından işgal edilmesine, silahlı gruplar tarafından kontrol edilmesine, bu grupların ülkede cirit atmasına kimse izin vermiyor artık. Gelinen nokta bu. Dolayısıyla bu Terörsüz Türkiye için tamamlayıcı bir nokta. İnşallah burada güzel bir imkan var. Umarız örgüt bu imkanı iyi değerlendirir. Karşılıklı atılacak adımlarla da bu sorunu inşallah kalıcı olarak gündemimizden çıkartırız.”
YAPAY ZEKADA GELECEK
“ABD bunu tartışacak bir yere geldi. Teknoloji üretti etkilerini görmeye başladı ve iyi tarafını zararlı tarafını tartışmaya başladı. Bizim yapmamız gerekende o, bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor. ABD ve Çin kendilerini yeni bir çağa hazırlıyorlar. Bu endüstri devrimi gibi olmayacak. Diğer ülkeler aynı nükleer silahlarda olduğu gibi ya sahip olacaksınız o teknolojiye ya da sahip olmayacaksınız. Yapay zeka o kadar fazla hayata girecek ki ABD size bir yaptırım uygulayacağı zaman yapay zekadan kesecek sizi. Bizim bu konuda kendi başımıza yapmamızda çok kolay değil. Atacağımız adımlar var ama özellikle büyük datayı üreteceğimiz, büyük veri merkezlerini kuracağımız, kendi coğrafyamızın içerisinde belli ülkelerle bir araya gelip büyük adımlar atmamız gerekiyor. Avrupa Birliği ile de aslında bunu konuşuyoruz belli oranlarda. Türkiye’nin de hissedarı olduğu birtakım adımların atılması gerekiyor. Bu noktada hükümette yürütülen çalışmalar var, çok büyük bir farkındalık var bakanlarımız arasında. Bu ulusal güvenlikle ve var olmayla alakalı bir konu. Çok yukarıda bir konu. Konuyu oradan görüp, oradan götürmemiz gerekiyor.”

