Günümüz Türkiye’sinde büyüyen çocuklar, umut eksenli bir gelecek tahayyülünden ziyade, değişime olan inancın erozyona uğradığı bir gerçeklik algısıyla hayata tutunmaya çalışıyor. Ergenlik dönemine yaklaşan bireylerin yönelttiği içsel sorgulamalar, yalnızca bireysel gelişim evrelerinin değil, aynı zamanda toplumsal bir inanç krizinin dışavurumudur. Artık birçok çocuk için gelecek, planlanan ya da hayal edilen bir zaman dilimi olmaktan çıkmış; müdahale edilemeyen, yön verilemeyen ve değiştirilemeyen bir meçhule dönüşmüştür.Bu durum, yalnızca ekonomik koşullarla açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir psiko-sosyal iklimin ürünüdür. Duygusal olarak geleceği tahayyül edemeyen, toplumsal aidiyet hissini kuramayan ve zihinsel olarak sürekli alarmda kalmak zorunda hisseden çocuklar, varoluşsal bir boşlukta yaşamaya itilmiştir. Bu boşluk, yalnızca bugüne ait bir kaygı değil; aynı zamanda yarına dair bir belirsizliğin, çocuk zihninde kalıcı bir çaresizlik duygusuna dönüşmesidir.

